top of page
  • Yazarın fotoğrafıSadettin Elibol

DEĞİŞMEZ DEĞERLER VE DEĞİŞEN DAVRANIŞLAR

Başlığın içerdiği vurgu, giderek “çoğullaşan Türkiye toplumu”nda (!) kimilerine şaşırtıcı gelebilir.


Şaşırmamak için düşünür Takiyettin Mengüşoğlu’nun bu yaklaşımı nasıl temellendirdiğine bakmak yararlı olabilir.


Ülkemizde, felsefi antropolojinin kurucusu Mengüşoğlu, bu başlığı taşıyan eserinde yaklaşımının tüketici bir temellendirmesini yapar.


O, ilkin döneminin yaklaşımlarını eleştirir: Biyolojik kuramlar, Darvinizm, Kültür antropolojisi, Freudizm v.b. Bunların ve benzerlerinin indirgemeci olduklarını, dolayısıyla gerçeği göstermediklerini vurgular.


Sonra, belli bir kavramdan kalkan izmlerin de gerçeği ifade etmediklerini gösterir. Bu çerçevede, M. Scheler’in “ Geist” ve N. Hartman’ın “değerler sferi” kavramı etrafında kurgusal inşaalar yaptıklarını belirtir.


Tam da bu nedenle o, insana ontolojik açıdan bakar; bu çerçevede, onda gördüğü yapıp-etmeler (fenomenler)’e eğilir. Biyo-psişik somut varlık olarak insanın temel yapıp-etmelerini, o, şöyle formüle ederek sıralar: Bilen varlık, yapıp eden varlık, tavır takınan varlık, önceden gören varlık, belirleyen varlık, isteyen varlık, özgür varlık, tarihsel varlık, ideleştiren varlık, kendini bir şeye veren varlık, çalışan varlık, eğiten ve eğitilebilen varlık, devlet kuran varlık, inanan varlık, sanatın yaratıcısı varlık, biyo-psişik varlık, değerleri duyan varlık.


Sıralanan fenomenler, ona göre insanın “özel bir varlık alanı” olduğunu gösterir. Bu “varlık alanı”nı da değerler yönetir.

Değerler, Scheler ve Hartman’ ın söylediklerinin tersine, bütün yapıp-etmelerin içindedir, akışındadır.


Değerlerin yapıp-etmeleri yönettiğini, ilk gösteren düşünür kuşkusuz F. Nietzche’dir.

Bu noktada, ahlak felsefesinin büyük düşünürü Kant’ın bu konuda ne dediği sorulabilir.

Kant, ahlak felsefesinin temel sorunlarını değer kavramına başvurmadan ele alır. Böyle olmasına rağmen, onda, kategorik emperativ, hipotetik emperativ, teknik ve pragmatik ayrımları belli değerleri ima eder.


Mengüşoğlu, değerleri üç grupta ele alır: Yüksek değerler, araç değerler ve davranış değerleri.


Yüksek değerler; sevgi, saygı, doğruluk, dürüstlük, masumluk, saflık, dostluk, hak, adalet, güvenilirlik, inanma, söz verme, şeref ve bilgi olarak sıralanabilir.


Bu değerler zamana ve mekâna göre değişmezler. Anlaşılabileceği gibi, insanları birleştirici bir işlev taşırlar. Ayrıca herhangi bir sınırlılığa tabi değildirler. Örneğin, insan istediği kadar dürüst veya güvenilir olabilir.


Söz konusu değerler ya doğrudan ya da dolaylı (refleksiyonlu) gerçekleşirler. Örneğin, kişi bu değerlerden birini ya hemencecik ya da düşünerek (dolaylı) gerçekleştirir. Kimi zaman da “değer çatışması” yaşayabilir; bir tercihle buradan çıkabilir.

Araç değerler ise; yarar değerleri, ilgi alanının değerleri, maddi varlık değerleri, ekonomik ve teknik değerlerdir.


Araç değerler, doğrudan değil, tam tersine dolaylı gerçekleşirler. Çünkü bu alan, “çatışma, yarışma ve hesaplaşma alanı”dır. Örneğin, ev almak isteyen ucuz, satmak isteyen pahalı vermek için elinden geleni yapmaya çalışır.


Anlaşılacağı gibi, bu gruptaki değişirlik (görecelik) araç değerlerin hepsinde görülmez. Örneğin, beslenme, giyinme ve barınma, zorunluluk nedeniyle –asgari düzeyde de olsa– karşılanmak durumundadır.


Düşünür Mengüşoğlu, burada iki uyarıda bulunma gereğini duyar; şöyle ki:


*Yüksek değerler mutlaklaştırılırsa “metafizik idealizm” e, araç değerler mutlaklaştırılırsa “metafizik materyalizm” e düşülür; birinci tutum zahit, ikincisi ise maddeci yaratır.


*Yüksek değerleri araç değerler, araç değerleri yüksek değerler yerine koymamak gerekir. Çünkü bu durum normal bireysel ve toplumsal hayatı imkânsız kılar.


Davranış değerlerine gelince; Mengüşoğlu, bu alanda “değer” kavramının “tartışılabilir” olduğunu belirtir, ancak burada kastedilenin de açık olduğunu vurgular: “Yapıp-etmeleri yöneten şey!”


Peki, nedir bu değerler? Modanın, zevklerin, alışkanlıkların, görgü kurallarının, geleneklerin ve otomatik davranışların değerleri bu gruba girer.


Anlaşılacağı gibi, bu grup değerler zamana ve mekâna göre değişirler. Dahası, aynı dönemde aynı toplumun farklı kesimlerinde bile değişiklik gösterebilirler.


Sözün burasında, Mengüşoğlu’nun sormadığı bazı yakıcı soruları sormak yararlı olabilir:

Soru 1: Dünyanın gelişmiş toplumlarında gittikçe güçlenen yeni değerler, örneğin; akıl, bilim, emek, eşitlik, özgürlük, laiklik, demokrasi, çevre insanlığın ortak kabulleri arasına girerek değişmezlik niteliği kazanabilir mi?


Soru 2: Söz konusu değerler yüksek değerler olarak kabullenilirse Kant’ın bir dönem kurguladığı “evrensel ebedi barış projesi” gerçekliğe dönüşebilir mi?


Soru 3: Ulaşım ve iletişim imkânlarının olağanüstü geliştiği dünyada genel eğilim bu doğrultudaysa Türkiye, anılan yeni değerleri göreli de olsa içselleştirmiş olması nedeniyle dindaşı toplumlarca örnek alınabilir mi? Zamanla onlar da kervana katılabilir mi?


Soru 4: Katılmadıkları takdirde, söz konusu yeni değerleri kendi dinsel referans kaynaklarına dayanarak tekrar üretebilirler ve genel gidişata katılabilirler mi?


Soru 5: Her toplumun yüksek değerler temelinde evrensel bütünün parçası olması, onları mutlaka kimliksizleşmeye mi götürür? Kendi geleneksel (millî) kültürlerini yeniden üretip geliştirerek “insanlık ailesi”nin onurlu birer üyesi olamazlar mı?


Kuşkusuz bunlardan türetilebilecek ikincil sorular grubu da oluşturulabilir.


Meraklısına not:

T. Mengüşoğlu, Değişmez Değerler ve Değişen Davranışlar (İst. 1965 )’daki yaklaşımını Felsefi Antropoloji ( İst. 1971 ), İnsan ve Hayvan - Dünya ve Çevre (İst. 1979) eserlerinde daha bir temellendirerek açımlamıştır.

Kant’ta kategorik emperativ yüksek değerlere, hipotetik emperativ araç değerlere, teknik ve pragmatik ise davranış değerlerine denk düşer.




688 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

BİR BİRİKİM OLARAK BİLİM VE BİLGİSİ

Daha önceki bazı yazılarımda vurgulandığı gibi Türk devrimi bazı süreklilikler de içerir. Bunlardan biri de hiç kuşkusuz geç Osmanlı döneminde yetişmiş bilim insanlarını sahiplenme, dahası onların çal

YENİ TÜRKİYE’NİN BİR BİRİKİMİ: DEĞER FELSEFESİ

20. yüzyıl başlarında kurulan Yeni Türkiye’ye olgusal açıdan bakıldığında, öncelikle felsefe, bilim ve sanat birikiminin gurur duyulacak düzeyde olduğu görülebilir. Ekonomiden teknolojiye, eğitimden s

Comments


bottom of page