top of page

YENİ TÜRKİYE’NİN ÖZGÜN YOLU

  • Yazarın fotoğrafı: Sadettin Elibol
    Sadettin Elibol
  • 8 Haz
  • 3 dakikada okunur

Binlerce yıllık geçmişinde çeşitli halklara, kültürlere ve devletlere beşik

olan Anadolu, XX. yüzyıl başında, yıllarca süren uzun ve kanlı savaşların

sonunda -Büyük Zafer’in yarattığı iklimde- Yeni Türkiye olarak inşa edilen

özgün bir ülkedir.

Başlangıçta, kuşkusuz onun devraldığı bir miras; tarihsel, toplumsal,

kültürel, siyasal ve ekonomik koşullar vardır. Bu koşullar, öncelikle yerli ve

yabancı tarihçilerce -büyük ölçüde- betimlenmiştir.

İnşa sürecinde koşulların etkisi elbette yadsınamaz. Ancak son

çözümlemede, Türkiye’yi özgün kılan bunlar değildir. Özgünlük, koşulların

ağırlığına karşın, var olan yakıcı sorunları; gerçekçi, kapsayıcı, tutarlı ve

sistemli bir çağdaşlaşma programıyla -kısa sürede- çözebilme yetisinden

kaynaklanır.

Söz konusu yetiyi anlamak için de öncü kurucu kadronun niteliğine bakmak

gerekir: Yaklaşık on yıl, âdeta ‘örsle çekiç arasında’ vuruşa vuruşa yetişen

bu kadro bir kavram çiftiyle tanımlanabilir: Akıl ve Erdem.

Filozof Hilmi Ziya Ülken’in gösterdiği gibi Akıl Batı’nın baskın (kurucu)

değeri; Erdem Doğu’nun baskın (kurucu) değeridir. Bu farklılığa karşın, iki

dünya, uzun tarihsel geçmişte birbirine bütünüyle kapalı kalmamıştır. Ne ki

iki dünyanın bireşimini gerçekleştirebilen bir ülke de -uzun süre-

olmamıştır.

İşte çoğu yerli ve yabancı ismin vurguladığı gibi o ülke, XX. yüzyıl başında

Anadolu’da ortaya çıkmıştır.

Başta M. Kemal Atatürk olmak üzere öncü-kurucu kadro, ‘bütünsel

uygarlık’ ülküsünün gerektirdiği Akıl ve Erdem bireşimini kendi

kişiliklerinde somutlamış özgün bir gruptur; filozof Ülken’in ifadesiyle

‘yarım insanlar’dan değil, tam tersine ‘bütün insanlar’dan oluşur (Halil

İnalcık, İlber Ortaylı ve benzeri büyük tarihçiler de bunun farkındadır).

Kuşkusuz bu özgünlük yüzlerce kanıtla betimlenebilir; gösterilebilir.

Şimdilik şu kadarını söyleyelim: Türk devrimi ne Doğucu ne de Batıcıdır;

ayrıca ne gelenekçi (zelotist) ne de öykünmeci (herodian)dir. Onun bu

niteliği birbirinden farklı tanımlamalara neden olmuş; örneğin; ‘Türk

rönesansı’, ‘Türk hümanizmi’, ‘Türk aydınlanması’, ‘Türk modernleşmesi’,

‘millî rönesans’, ‘Türk çağdaşlaşması’ ve benzeri nitelemeler yapılmıştır.

Daha da çoğaltılabilecek bu tanımlar, Devrim’i anlama ve açıklamada

elbette işlevseldir. Ancak doğru ve kuşatıcı tanımın da ne olduğu başından

beri bellidir: Türk devrimi!

Evet; yüzyıl önce sorunlar çok ve ağır; zaman zor ve dar; amaç büyük ve

kutsaldır. Buna karşın; felsefeden bilime, sanattan eğitime, sanayiden

sağlığa .. atılan adımlar ve başarılar toplamı olağanüstüdür. Kimilerinin tam

da bu nedenle söz konusu toplamı ‘mucize’ kavramıyla tanımlamaları

şaşırtıcı sayılmamalıdır.

Yinelemek pahasına belirtmek gerekirse yaratılan toplam başarı birikimi

Akıl ve Erdem bireşiminin ürünü; bu iki değerle kişiliklerini inşa etmiş

kadronun eseridir.

Türkiye, XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde bile 40’ların sonunda başlayan Batı

bağımlılığına karşın Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu arasında hâlâ bir

istikrar adası durumundadır. Peki Türkiye bunu nasıl başarabilmektedir?

Namuslu her yurttaş, bunun, yaratılan büyük insan ve imkân birikimiyle

anlaşılabileceği ve açıklanabileceğini görür, bilir ve üzerine titrer; dahası

onu geliştirerek çoğaltma bilinci taşır.

Olgusal gerçek ortadayken bile görmemek ve anlamamakta direnen kimi

marjinaller; her boydan liberal ahmaklar, etnisite fetişistleri ve teokrasi

düşkünleri lafçılık (verbalizm) bataklığında safsatalarını köpürtmeye devam

edebiliyorlar: Devrim karşıtlığında birleşen bu tipler, öncelikle 1919-1922

arası Bağımsızlık savaşında kapitalist-emperyalist saldırganlığın gönüllü iş

birlikçisi olan bildik yaratıkların manevi soy kütüğüne kayıtlı ardıllarıdır:


Belli ki bu tipler, atalarının o dönemde başaramadığını ‘başarmak’

istiyorlar: Ulus toplumu ahali gruplarına ayırmak, her birini de eyalet

yönetimlerinin tebâsı haline getirmek: Çok dilli, çok kültürlü, çok meclisli,

çok hukuklu bir ‘Anadolu halkları’ mezbeleliği yaratmak.

İlginçtir; Batı bağımlılığı sürecinde yaratılmış bildik sorunlar ağırlaştıkça bu

tipler -tam bir fırsatçı çirkefliğiyle- şirretleşebiliyorlar. Dahası, sınırsız bir

utanmazlıkla kendilerini bir ‘değer’ olarak görebiliyorlar.

Kaptan (Attila İlhan)’ın, söz, anılan tiplere gelince yaptığı bir saptama

vardır: ‘Bunlar’ der; ‘sahip oldukları her şey gibi kendilerinde gördükleri

‘değeri’ bile Türk devrimine borçludurlar! Kuşkusuz, utanmazlıkta sınır

tanımadıkları için kendilerine ayrıntılı bir borç listesi göstermenin yararı

yoktur. Zaten tarih baba da bunlardan borçlarını ödemelerini beklemez;

sonuçta ‘olacak olanlar olur (torpilsiz ve kayırmasız).

Verili koşullarda, hem nicel hem nitel olarak bakıldığında, Türkiye’nin

–mevcut haliyle bile- bir Afganistan, bir Pakistan, bir Irak, bir Libya, bir

Suriye bir Lübnan ve bir İran olmayacağı öngörülebilir: İnsan, imkân ve

deneyim birikimi geleceğini belirleyebilir.

İç ve dış basıncın daha da ağırlaşacağı koşullarda, açık söyleyelim, ‘olmak

ya da olmamak’ ayrımında, yön bilincini hâlâ koruyan siyasal ve toplumsal

dinamikler ‘armudun sapı, üzümün çöpü’ demeden var olan birikimi

derlemeyi ve toplamayı başarabilirlerse Türkiye, -ister eski ister yeni türü

olsun- Orta Çağ’a teslim olmaz; Bergson’un kavramıyla ifade edelim, tam

bir ‘yaşama iradesi’yle direnir, arınır ve kazanır; Kuruluş’un açtığı özgün

yola döner; emperyalist kapitalist merkezin hâlâ musallat olduğu mazlum

halklara yine örnek olur. Başka bir anlatımla -yüzyıl önce olduğu gibi- hem

eşit yurttaşlar toplumu (ulus) niteliğiyle, hem de onun rasyonel, laik,

demokratik, kamucu ve bağımsız tekil devletiyle esin kaynağı haline gelir.

Dahası, kendi gerçekliğini mutlaklaştırıp yetinmez; Akıl ve Erdem insanlık

idealini içkin olduğu için, evrensel barışı ve evrensel yönetimi de -mutlaka

başarılması gereken- bir tahayyül olarak sunar.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Toplum, Karşı-Toplum ve Bir Kitap

Öncelikle Yüzyılın 100 Türk Romanı eseriyle edebiyat dünyamızda kalıcı bir iz bırakan Giresunlu Eleştirmen Fethi Naci’nin...

 
 
 

Yorumlar


BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

Sadettin Elibol © 2021. All Rights Reserved.
bottom of page